Murat Köseoğlu Röportajı

Murat Köseoğlu uzun yıllardır süren müzik kariyerini, bu yıl içinde yayınladığı beşinci stüdyo albümü ‘’Kutsal Tabular’’ ile devam ettiriyor. ‘’Beyrut’ta Zaman’’ diyerek başlıyor ‘’Kutsal Tabular’’… Beyrut’taki zamanı anlatıyor… Kendisiyle albüm öncesi ilk röportajı gerçekleştirmenin keyfine varırken, öte yandan da Köseoğlu hakkında daha fazla bilgiye sahip olmanın mutluluğuna eriştim. Sercan Candemir’le birlikte Murat Köseoğlu’na sorularımızı yönelttik, samimi cevaplar aldık. Ayrıntılar için buyrun röportajı okumaya…


Zeynep Arıkan’la nasıl ve ne zaman tanıştınız? Müzikteki yolculuğunuzu birleştirme fikri nasıl gelişti?
— İzmit-İstanbul arasında bir yazlıkta tanıştık. Zeynep tanıdık bir ailenin yanında kalmaya gelmişti. Birkaç akşam gitar çalıp şarkı söyledik sahilde. Sonra Kadıköy Naturel Sam Bar'da birlikte program yapmaya başladık. Aramızdaki ilişki de yavaş yavaş gelişti müzikle. Doğal bir uyum vardı aramızda. Beste yaparken ilk önce onun fikrini alıyordum. O nedenle ikinci albümüm ‘’Pera'daki Yaşlı Dilenci’’de onun da bir iki şarkıda yer alması çok normaldi. Zaten beraber yaşamaya başlamıştık. 3. albüm ‘’Kalabalıkta Bir Yüz’’ün bütün şarkılarını onun yanında yapmıştım. Bu albüm de 2000 yılında kaydedilmesine rağmen 2006'da Öztop Prodüksiyon'dan çıkmıştı. Aradaki yıllarda Zeynep'le Marmaris'te yabancı turistlere ikili olarak müzik yapmaya başladık. Bir ikili olarak seslerimizdeki uyum herkesi çok etkiliyordu ve ilk geceden başarılı olduk. 2001'den beri bu etkinliğimizi devam ettiriyoruz.

Gerek sözlerinizi ve müziğinizi dinleyince ve gerekse bu sözlerin anlattıklarını düşününce; müzikal ve düşünüş açısından yüzü batıya dönük bir müzisyen olduğunuzu düşünüyorum. Bu bir tercih meselesi mi, yoksa eskiden beri gelen bir alışkanlık mı?
—İlkokuldan beri aldığım mandolin dersleri, sonra gelen piyano ve gitar derslerinde hep batılı sanatçıların eserlerini çalmıştım. Klasik Batı Müziği'yle büyüdüm. Gerçi evde annem ve babamın Türk Sanat Müziği hakimdi ama biraz da abilerimin etkisiyle Beatles, Bob Dylan, Paul Simon dinleyip bu müziğe merak saldım. Bu yüzden tercih ettim demeyelim de, eskiden gelen bir etkilenme diyelim. Tabii ki doğrusu bu değil. İnsan sonradan anlıyor ki bütün bu müzik alışverişi bile bir tür kültür savaşı içinde yer alıyor: Batı'nın bilinçli bir dayatması. Kültür emperyalizmi. Kendi değerlerinden kopartma çabası. Ve çok yerde başarılı oldular. Oysa doğrusu, kendi yerel kültüründen yola çıkarak evrenselleşmek. Ben bu bağlamda geç yaşıma kadar türkülerimize çok ilgisiz kaldım. Geç keşfettim onları, geç takdir ettim. Yani kültür emperyalizmi beni de vurdu. Kendi değerlerimi, kültürümü hor görüp Batı'ya özendim uzun yıllar. Sonra bu hatamı anlayıp geriye dönüş yaptım, hala da çabalıyorum ama zaman gerekiyor. İster istemez çalışmalarımda o batı etkisi kendini gösteriyor.

Şarkılarınızda genelde ‘aşk’ı konu alıyorsunuz. Fakat öyle farklı bir şekilde işliyorsunuz ki şarkıyı, gerçekten kimliğinizi (müzik olmadan dahi) sadece albüm içerisindeki sözlerinizi okurken, işte bu Murat Köseoğlu diyebiliyoruz. ‘Aşk’ı şarkıya dökmek kolay bir şey mi?
— Aslında ilk iki albümdeki şarkılar henüz kendimi tam bulmadığım ilk çalışmalarımdı. O zaman bile aşk temasını işlemek çok istemediğim bir şeydi. Çünkü çok işlendi bu konu. Hala da işleniyor ve ben bundan çok rahatsız oluyorum. Sanki dünyada başka konu yokmuş gibi. Bu da dünyayı yöneten egemen güçlerin dayatmasının bir sonucu, medya sadece buna izin veriyor. Aşk şarkılarıyla insanları uyut, dünyada hiçbir sorun yokmuş gibi davran ki kimse olanları sorgulamasın. Tabii aşk konusunun işlenmesine karşı değilim ama yapılacaksa değişik, özgün ve layığıyla yapılmalı. Aşkın 1001 hali var, o yüzden bu kadar farklı işlenebilir. Ben üçüncü albümümde yanılmıyorsam hiç aşk konusuna değinmedim, sadece bir şarkıda bir başkasının yaşanmış hikayesini anlattım.

Ya da nasıl hem bu kadar öznel olup, hem de bu kadar genel bir konu hakkında dikkat çekici şeyler dinleyebiliyoruz sizden?
—Bu yüzden bundan sonraki henüz piyasaya çıkmamış albümlerde de hiç aşk konusu olmayacak bir süre. Yazık ki, kendimi bulduğum, asıl ben buyum dediğim şarkılarım henüz piyasada değil. Hatta kaydedilmemiş bile. Evde nota kâğıtlarında bekliyor.

Diskografinize baktığımız zaman hem solo olarak hem de grup içerisinde varlık gösteriyorsunuz. Hangisi size daha yakın; tek başına bir akustik gitarla şarkılar söylemek mi, yoksa bir grupla beraber şarkılarınızı seslendirmek mi?
—Hepsinin kendine göre zevki ayrı. Grupla söylemeyi çok seviyorum ama müzisyenler kötüyse, bir beraberlik yakalanamamışsa, o zaman işkenceye dönüşebilir. İkili akustik gitarda bile çok sorun çıkabilir. Sadece Zeynep'le çalarken o zevki alabiliyorum. Çünkü artık ikimiz bir bütünüz. Ama dediğim gibi, grup iyiyse, herkes birbirini dinliyorsa daha çok şey anlatabilirsin. Ben şarkı yazarken hep grup için yazarım. Yine de bir şarkının en azından üç hali var. Aynı şarkıyı farklı bir düzenlemeyle söyleyin, bambaşka bir duygu verir. Bütün şarkılarımı hem rock tarzında, hem akustik gitarla, hem de senfonik tarzda düzenlemek, kaydetmek isterdim.

‘İnsan sevgisi’ni şarkılarında en güzel işleyen müzisyenlerdensiniz. Herhangi bir şarkınızın sözlerini alsak ve sadece müziğini dinlesek dahi, o kadar sıcak ve saf bir sevgi içeren melodiler geliyor ki kulağımıza.. Ve insan düşünmeden edemiyor, Murat Köseoğlu’nu etkileyen düşünürler kimlerdir?
—Beni etkileyen düşünürler? Kitap okumayı çok severim ama o kadar da entelektüel bir adam olduğumu söyleyemeyeceğim korkarım. Roman okumayı çok severdim. Hayal dünyam genişti. Ama beni en çok etkileyen yazarımız Aziz Nesin oldu. Hala yanlış anlaşılan bir insandır. Sadece mizahçı zannederler onu. Oysa büyük bir düşünürdü. ‘’Çuvala Doldurulmuş Kediler’’, ‘’Ah Biz Korkak Aydınlar’’, ‘’Korkudan Korkmak’’ bunları kaç kişi okudu? Nazım Hikmet'in yapıtları da tabii ki şekillendiriyor kişiliğinizi. Melih Cevdet Anday'ın şiirleri, felsefi yönü ilham veriyor size. Albert Camus ve Jean-Paul Sartre'ın romanlarını okumak da yol açıyor. En son okuyup etkilendiğim çalışma da Richard Dawkins'in 'Tanrı Yanılgısı'. Nitelikli çalışmaları okumak yaratıcılığınızı etkiliyor, şekillendiriyor. Yeterince okumamış bir insanın iyi sanatçı olabileceğine inanmıyorum.

Şarkılarınızda kırgın olduğunuz sizi üzen insanlara dahi, kırıcı sözler duyamıyoruz. Duyduğumuz, ironilerle karşı tarafın yaptığı kötü şeyleri su yüzüne çıkarmak oluyor. Bunu salt insan sevgisine bağlayabilir miyiz?
—Bendeki insan sevgisi başkalarınınkinden fazla değil. Sadece şarkı işleme tekniğim çok farklı. Çünkü ben çok çalıştım. Başkaları dışarıda sürterken, ben binlerce saat evde yap-boz şarkı deneyimimi sürdürdüm. Şarkılarda doğrudan sözlerle insanları, olayları eleştiren bir yaklaşıma karşıyım çünkü bu, sanat değil gazetecilik olur. Ama normal yaşamındaki Murat şarkılarındaki Murat mı, Murat bir melek mi? Hayır, hatta normal yaşamında kırıcı sözler söyleyen bir insanım ya da öyleydim. Biraz kendimi törpülediğim söylenebilir. Neyse, böyle bir dünyada kim melek gibi kalabilir ki zaten? Ve olursa, nasıl hayatta kalabilir? Ezilir gider. Hayatta kalma savaşının sürdüğü bir ortamda yaşıyoruz, güçlünün ayakta kaldığı. Bütün mesele böyle bir ortamda dahi arada bir insan olduğunu hatırlamak ve empati kurmayı unutmamak.

Eğer karşı tarafa gösterilen bir toleranstan söz edersek, bu nerede biter sizce?
—Tolerans bende hiç olmayan bir şeydi. Bunu bana Zeynep öğretti. O yüzden ona sormak gerek. Ben sabırsız, öfkeli, herkesi eleştiren bir adamdım. Şimdi biraz toparlandım. Hoşgörü nerede biter? Herhalde hakkınızın yenmeye başladığı yerde biter. Fazla hoşgörü de, hiç hoşgörü gibi zararlı bir şey. Karşılıklı olması gereken bir konu.

Sizden ilk dinlediğim şarkı, “Tek Başıma Söylerim” isimli çalışmanızdı. O yüzden çok fazla özel hissettiğim bu parçada az önce sözünü ettiğim durumla özellikle daha fazla karşılaşırım. Murat Köseoğlu sakin bir insan mıdır genelde? Yani çok kızsa bile, sadece “uykusu kaçmasın diye sevdiği insanın, anahtarları alıp sessizce çekip gider mi?” Söyleyeceği “çiçeklere su vermeye unutma” mıdır?
—Bu sorunun yanıtını bir önceki soruda vermiştim zaten. Murat Köseoğlu pek sakin biri değildir aslında da, bu yanını denetim altında tutar, bastırır. Yanardağın patlamadan önceki hali gibidir. Dikkat edilirse sadece dumanı tüter bazen ama patlamaz. Ama kızarsa 'uykusu kaçmasın diye sevdiği insanın', anahtarları alıp sessizce gitmez. Uyandırır, kendine getirir, oturup sorunu tartışır, gerekirse ve haksız olduğunu kabul ediyorsa özür dilemesini bilir ama haklı olduğuna inanıyorsa da özür diletinceye kadar karşısındakinin kafasını şişirir.

Son zamanlarda yaptığınız işlerden ve belirli olan projelerinizden bahsedebilir misiniz?
—Serdar Öztop'la beraber kaydettiğim beşinci albüm ‘’Kutsal Tabular’’ 2009'da ttnet'de üçüncü albümüm ‘’Kalabalıkta Bir Yüz’’le beraber yayınlanacak. 4. albüm ise henüz kaydedilmedi bile. Nasıl oluyor derseniz, karışık bir konu, başka bir zaman anlatırım.

Değerli vaktinizde sorularımıza da zaman ayırıp, yanıtlarınızla kavuşturduğunuz için teşekkürler. Tekrar görüşmek dileğiyle…
—Güzel ve özenli sorularından dolayı Serkan Beyde ve Sercan Candemir'e çok teşekkür ederim.

Röportaj: Serkan BEYDE
Sorular: Sercan CANDEMİR, Serkan BEYDE
2008

Serkan Beyde

Bu yazıyla ilgili fikirlerinizi bana iletebilir ve yazımı sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak daha çok kişi tarafından okunmasını sağlayabilirsiniz.

1 yorum:

Cem dedi ki...

Serkan başarılı bir röportaj.Başarılarının devamını diliyorum.