‘’Sur’’ Üstünde ‘’Kıyamet’’ Oyunları: Dar-ül Efkar


Bir çoğunuz için yeni bir isim gibi gelecek belki, ilk kez duyarcasına anlamaya çalışacaksınız okurken lakin taşın sertliği ve ağırlığı hacminden belli olur. Dar-ül Efkar 2003 senesinden beri aktif olarak bir şeyler yapmaya çalışan, kendine has renkleriyle taşırmadan çizdiği çizgilerde yolunda ilerleyen bir grup.

Efkar Evi anlamına gelen Dar-ül Efkar’ın müziğinin tınısında birçok farklı tematik öğeye rastlamak mümkün. Hard rock, heavy metal gibi sert gitar tonlarını bulmak da mümkün, blues sound’lu gitar sololarını ve psychedelic motiflere kadar birçok türü bulmak mümkün. Dinlerken düşündürebilen ve sözler üzerinde çeşitli fikir ve yargılar edindiren türden bir müzik anlayışı var Dar-ül Efkar’ın. Buraya dikkat çekmek istiyor. Sosyal olduğu kadar siyasi, siyasi olduğu kadar ruhsal, ruhsal olduğu kadar toplumsal izler barındırıyor sözlerdeki anlamlar. Albümün içini açıp şarkıları dinlemeden sözleri okumaya koyulursanız serbest nazım örneği barındıran ikinci yeni şiir anlayışına yakın dörtlüklerle karşı karşıya kalırsınız. Henüz cd’ye play komutu vermeden, sadece okuyarak da çeşitli fikir ve ipuçlarına ulaşabilmeniz mümkündür hatta.

Şimdi gelelim grubun kimlik bölümüne. İşin ön yüzünde Dar-ül Efkar ismi görünüyor olsa da arka yüzünde Mert Kamiller ismi var. Hatta Dar-ül Efkar ismi bu isimle bütünleşmiş. Bu tarz gruplarda ön plandaki adam her şeye koşturan adamdır ve genelde pek bir mütevazı olurlar. Biz Mert’i çok ufak ve ses sistemi vahim durumda olan bar konserinde de izledik, deniz kenarı plaj kültürüne sahip rock festivali sahnesinde de. Aldırış etmeden çıkar müziğini duyurmaya çalışır ve çok da büyük şeyler peşinde değildir. Ki bunu yıllardır yakınında olan biri olarak yaptığı birçok işte de gördüm.

Futboldaki ultras ruhuna paralel seyreden underground kavramı müzikte bu kategoriyi Dar-ül Efkar gibi bir grupla iyi şekilde temsil ediyor. Underground müzik piyasasında uzun zamandır adam akıllı işler yapılmıyor, dağılma ve ayrılma süreçleri grupların müzik yapma konusundaki hırsını parçalamış durumda gibi fikirler oluşsa da akıllarda, Dar-ül Efkar İzmir arenasından bu işe son vuruşu ‘’Sur’’ ile büyük katkı sağlamış durumda. Yapım ve tasarısı oldukça uzun bir sürece yayılmış olan ‘’Sur’’ grubun ikinci albümü oluyor. Müzik dünyasında çok fazla görmediğimiz, daha çok özellikle fantastik edebiyat türünde sıklıkla yer alan ‘’üçleme’’ kavramını Dar-ül Efkar’ın albüm serüveninde de görmekteyiz. Üçlemenin ilk ayağı ‘’Arz’’ 2008 yılında raflarda yerini almıştı, ikinci albüm ‘’Sur’’ şu aralar raflarda boy göstermekte, üçlemenin son ayağı ‘’Kıyamet’’ ise daha ileriki bir aşamada seriyi tamamlayacak.

Albüm kapaklarının yaratıcılığı ve üzerine yüklenen anlamları düşünülürse, 2012 yılının en başarılı albüm kapaklarından biri olarak ‘’Sur’’ düşünülebilir. Başarılı tasarım izleri barındıran kapakta fonda sade bir beyaz zemin tasarımı ön plana çıkarmış ve ‘’Sur’’un barındırdığı anlamla birlikte serinin son ayağı ‘’Kıyamet’’e bir gönderme yapmış gibi. Değişik bir çalışmaya sahip kapakta bir kadının 5 ayrı yaş evresinin fotoğrafları birbirinden bağımsız parçalanıp karışık bir şekilde birleştirilmiş. Bağlantı yolunu keşfetmek elbette o kapağı eline alıp inceleyen biz dinleyicilerin elinde lakin tasarımdaki ipuçlarını kaçırmamak için de Sherlock Holmes olmaya gerek yok sanırım. ‘’Kıyamet’’e yahut iç kıyametlerinize çıkacağınız bir yolculuğun otobüs biletidir bu aynı zamanda.

Kayıt ve miksaj aşaması İzmir’de Frekans stüdyosunda gerçekleşen albümün masteringi Florida’da yapıldı. Bu albüm için çok fazla koşturulduğuna, birçok kişinin emek harcadığına bizzat şahidim. Ortadaki çalışmanın hiçbir pürüzlük barındırmamasından da fark edeceksinizdir bunu.

5 şarkıdan oluşuyor üçlemenin ikinci albümü ‘’Sur’’. Açılışa ‘’Günlerin Geçtiği Bir Düş’’ isimli şarkı ev sahipliği yapıyor. Cd’nin iki numaralı şarkısında irkilip kendimize geliyoruz, ‘’Dişe Diş, Kana Kan’’ ya da diğer ismiyle ‘’İntikam’’. Bu şarkıyla ilgili çeşitli zengin melodiler ve müzikal durumu hakkında konuşabiliriz. Bununla ilgili yeterli deliller masanın üzerinde duruyor, zanlıların kaçmasına ihtimal dahi yok. Neden mi? Süratli ve gaza getirici gitar rifleriyle başlıyor ve devam ediyor, belli bir yerden sonra brutal vokallerle şarkı daha farklı bir hal alıyor. Son kısım ise daha ilginç. Yavaşlıyor ve gitar solosuyla ünlü İtalyan halk ezgisi ‘’Bella Ciao’’ya bağlanıyor. Yeterince zengin ve renkli değil mi? Ben öyle buldum, güzel olmuş. 3 numaralı track ‘’Bunu Duy’’un nakarat kısmı oldukça ‘’sağlam’’. Ne demekse sağlam?! Sağlam ama... Aradaki basgitar solosu bir süre sonra akustik gitarlarla birleşiyor. Burası da güzel olmuş. 4’üncü track’te sıra; ‘’Denizlerde Bi Damla Su’’. Bu şarkı şüphesiz albümün en farklı müzikal yapısına sahip şarkısı. Hardcore atak ve rifleriyle başlıyor, sonrasında funk ve blues’a kayıyor. Nasıl? Ters köşe ediyor dinleyicileri değil mi? Böyle bir düzenleme beklenenin aksine şarkıyı daha da güzelleştirmiş, alakasız falan olmamış. Şarkı baştan sona hardcore veya funk-blues çalımında ilerlemiş olsaydı bu denli bir tat vermezdi emin olun. Şarkının defalarca kere çalma listesinde dönmesine katkı sağlamış bir düzenleme bence. ‘’Sur’’un çıkış kapısı ise ‘’Geri Dönüşü Olmayan Yollar’’. Doyurucu sert gitar öğeleri ve ironi yüklü anlam barındıran sözlerden oluşuyor. Kapanışa ve sonraki albüm ‘’Kıyamet’’e parmakla işaret etmekte bir anlamda.

Underground kulvardan yola çıkıp, kısa zamanda sahne ve müzik konusunda bayağı yol kat etmiş ve dahası bu anlamda İstanbul’a taşınarak daha büyük oynamaya çalışan Dar-ül Efkar’ı web sayfası darulefkar.com’dan takip edebilirsiniz. Eğer kendinizi müzik kaşifi olarak nitelendiriyorsanız böylesine özel bir parçadan bihaber olmamanız gerekir. İpucu benden, delillere ulaşması sizden. 

Serkan BEYDE
Sufflor.com 2012

Serkan Beyde

Bu yazıyla ilgili fikirlerinizi bana iletebilir ve yazımı sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak daha çok kişi tarafından okunmasını sağlayabilirsiniz.

Hiç yorum yok: