37.Km



İhtiyaç Molası – Ay şarkısına ithafen.

Gözünden bile sakındığı 67 model Mustang’ini aniden durdurup kapıyı açtı ve arabadan indi. Kısa bir ihtiyaç molasındayken tam da rüzgarın fısıltısını hissetti o an, bir şeyler söylemek istediğini hissetti ve uzaklara bakındı dikkatlice. Dikkat konusunda, hız ve araç konusundan daha çok tetikteydi refleksleri. Yollar onundu, yollar ondan sorulurdu, yollar boştu. Yalnızca istediği birkaç saatti. Özüne dönüp dünyayı kurtarması fazla zaman almayacaktı. Ama daha mühim bir mesele vardı, önce onu halletmesi gerekiyordu. Bir anda arabanın radyosu çalışmaya başladı, kendi kendine olmadık zamanda bir şey demek istercesine devreye girdiği sıkça oluyordu. Bu da öyle anlardan biri neden olmasındı? Frekans ayarsızlığından yükselen bir hırıltı eşliğinde kısa bir anons geldi ve o malum şarkı çalmaya başladı bir anda. Bir şeye işaretti bu belki de. Ama neye? Arabaya dönüp kapıyı açma zahmetine girmeden yarı aralanmış camdan kolunu sarkıtarak radyoya yeltendi ve çevirmeli volume paneline sahip eski oto teybinin sesini biraz daha açtı. Frekans, uyumsuzluğunu hissettirmediği anlarda denk geldikçe piyanodan gelen sesleri daha belirgin şekilde seçmeye çalışıyordu. Piyanist öyle bir tutkuyla dokunuyorduki tuşlara bir kadın eli göğsüne şefkatle sıcacık bastırıyormuş gibi hissediyor ve durduğu yerden kımıldayamıyordu. Ama içinde hareket etmekte olan düşünceler zaman zaman onu tutuyor, başı dönüyor gibi oluyordu. Şarkının ikinci partisyonunda akustik piyanoya akustik baterinin zilleri eşlik etmeye başlamıştı. Anımsamıştı. O şarkıda en çok coşku ve tempoyu yükselten bu ikinci verse’ü seviyordu. Arada bir yerde olmak gibiydi bu. Nakaratlar kadar popüler biri olmadı hiçbir zaman ve hayatı boyunca popüler insanlardan nefret etti. Gizli kahramanlara en büyük yük onlar olmuştu bugüne dek, çünkü en çok sevilen karakterler hep onlar olmuştu. Bugün de durumun değişmeyeceği aşikardı. Verse ve intro’lar gelecek vaad eder ama bütün çabaları boşunadır, bir yerde bir yükseliş varsa bu da köprüden önce son çıkış olan ikinci partisyonlarda mevcuttur. Şimdi doruğa çıkarma işlevi yaylılardaydı. Olabildiğince seri dokunuşlar göstermeliydi kemanist. Soluk kesecek kadar hızlıydı da. Sanki şarkı banttan değil de canlı icra ediliyordu ve normal temposuna göre metronomu birkaç tık daha ileri almışlarcasına çabuk ve süratli nota geçişleri sergileniyordu. Şarkı öylece 4 dakika 33 saniye sürdü.

Hava kararmak üzereydi, rüzgar uğultusunu daha gür bir şekilde hissettirmeye başlamıştı artık. Yapacak tek şey vardı, uzunları açıp vitesi boşta olan arabasını debriyajı kökledikten sonra bire atıp gaza yüklenecekti. Bu onun rutinlerinden biriydi, bir kere daha yapmak oldukça basit bir hareketti. Ama o bunu yapmak yerine arabanın içine geçip oturmayı ve camı kapamayı tercih etti. Desibelden eser kalmayan radyodaki sesi sonuna kadar kapattı ve cebindeki sigara paketinden bir tane çıkarıp yaktı. Son bir saatlik zaman periyodunda yoldan üçüncü araba da geçti en nihayetinde. Hala şenlik, hala canlıydı 37. kilometre.

Aradan saatler geçmişti, gözleri dalmadan önce yol kenarında henüz yanmamış olan direklerdeki ışıklar çoktan yanmıştı. Gözleri torpido ve dikiz aynasına gitti. Sonra kolunu yukarı kaldırıp gömleğini bileğinden azıcık sıyırdı ve saati ışığın arabanın ön camına yansıyan tarafına tutarak akreple yelkovanının hangi doğrultuda olduğunu anlamaya çalıştı. Çok fazla çabalamadı, bu onun uzmanı olduğu bir başka alandı. Saat 1’e geliyordu. Geç kalmış gibi irkildi birden ve tekrar dikiz aynasına yöneltti yüzünü ve elleriyle de onu kendini görebilecek şekilde ayarladı ve ilk iş yanaklarını yokladı. Sonra saçlarının ön kısmını azıcık yana doğru düzeltti ve son kez kol saatine danıştı emin olmak adına. Arabanın camını açtı ve rüzgarın uğultusunu yoklamak istedi. Kalmamıştı bir şey ama soğukluğunun etkisi hala sürüyordu. İkinci irkilmeyi yaşadı ve camı kapatıp dikiz aynasını gidiş yönünün arka tarafını görecek şekilde yeniden ayarladı ve uzunları yaktı. Vites, el feneri, debriyaj ve yol. Tüm imkanlarıyla yola koyulmaya hazırdı ama gaza sonuna kadar yüklenebilecek kadar cesur muydu? Tek atış şansı varmış gibi tek seferde gaza yüklenip arabayı kaydırmadan yerinden kaldırdı ve üç buçuk kilometre sonra sağa döndü. Çeşitli endişeler hala yakasını bırakmamıştı ama yine de iç sesine kulak verip köye kadar gelebildi. Kavak ağacının altında bekleyen bir kişi olduğunu fark etti. Arabayı ağaçtan beş on adım geriye park etti ve indi. Ağaca yürüdü, onu bir kez daha gördü. Belki de bu son görüşüydü, belki de yeni bir hikayenin başlangıcı olacaktı bu. Göz göze geldiler, radyo yeniden harekete geçti, tam da böyle zamanlarda geçerdi harekete. Her zaman söylenecek bir çift söz, bir nakarat vardı. Bu da o anlardan biriydi ya. Başını yere indirdi, tekrar göz göze geldiler ve karşısındaki kadının bugüne kadar yapmış olduğu sayısız hatalarını film şeridi halinde gözünden geçirdi. Bütün bunları ona yaptıran o şarkıydı. Son çeyrekte bu dört, gün içinde ikinci dinleyişi olmuştu. Her zaman söylenecek bir çift söz vardı. Bu da o anlardan biriydi.

Serkan BEYDE
Başka Peron edebiyat dergisi 10.Sayı 2016

Serkan Beyde

Bu yazıyla ilgili fikirlerinizi bana iletebilir ve yazımı sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak daha çok kişi tarafından okunmasını sağlayabilirsiniz.

Hiç yorum yok: