Temel Düzeyde Şeytan Taşlamanın Yolları


Sabahattin Ali’nin belki de yayımlandıktan sonra en çok sıkıntısını çektiği romanından söz edeceğiz şimdi. Birey tarafından yapılan hataların bir nevi sorumlusu olarak gösterilen içimizde bir yerlerde yer alan kötü düşüncelerin temsilcisi şeytanın, gerek somut gerek dolaylı anlatımlarla Ali’nin ifade ettiği son romanı İçimizdeki Şeytan’dan. Roman 1943’te yayımlanmış ve milliyetçi-muhafazakar kitle tarafından çok fazla tepki almış yayımlandıktan sonra, hatta Nihal Atsız kendisine hakaret dolu bir yazı yazmış ve bu sebeple Sabahattin Ali kendisine dava açmış. Karşıt görüşteki insanlar kendisine olur olmadık yerlerde saldırmaya başlamış. Toplumdaki bu gerginlik ve kendisine yapılan saldırılara rağmen Sabahattin Ali, Atsız’a açmış olduğu davayı kazanmış ama saldırı ve hakaretler uzun süre devam etmiş. Zira, öğretmenlik hayatı bu noktada dönemin bakanlığının konuya dahil olmasıyla son bulmuş. Bu gibi durumlara çok kez maruz kaldığı için Sabahattin Ali de fazlasıyla bedel ödeyen edebiyatçılarımızdan olmuştur. Bedel ödemeden olabilir miydi zaten?

Bir anlamda kişinin söz söyleme, fikirlerini beyan etme özgürlüğünün erişim yasağı engeline takıldığı bir başka yüzdür Sabahattin Ali’nin yaşadığı bu durum. Üstelik halkın tahrike kapılması sonucu üzerine oynanan baskıcı politikalar ve dayatmalar edebiyat ve sanatın her kesim tarafından, her açıdan anlaşılamıyor olduğunun da bir diğer yüzü. 1923 öncesi, 1945 sonrası, 1980 sonrası ve günümüzde -yılları ve dünyanın gelmiş olduğu modern ve teknolojik gelişmişliği göz önünde bulundurmayalım- zihniyetler, kapalı kutu durumunda oldu çoğu zaman. Anlayabilmek her dönem için zor oldu, hiç anlamaya çalışmadık. Biz sadece eleştirmeyi kolay bulduk, hep kestirmeden gidelim dedik. O renk sana cazip gelmiyor olabilir, sevmeyebilirsin fakat bir kişiyi zor bir yaşantı içine sokacak kadar bu nefret seli nerden geliyor? Birtakım insanlar bu karşıt görüşü sınırlandırmaya çalışan fikirden neden haz duyuyor? İçinde bulunulan ideolojik fikrin genel özelliklerinde bunun etik olduğu mu ifade ediliyor? Öyleyse önce içinde bulunulan ideolojiyi sorgulamak gerekmez mi? Bu düşünce, ayrıştırmaktan öteye gitmedi, sorgulamayı ve eleştiriyi öğrenemediğimiz sürece hiçbir zaman da doğru bir sonuca erişmeyecek.

‘’İçimizdeki Şeytan’’ bir Anadolu romanı. Romanın başkarakterleri Ömer ve Macide. Romanda çok yoğun bir aşk teması işlenmemekle birlikte geleceğe yönelik bir beklenti hissi içten içe düşüncelere yerleşiyor. Bir yerlerde yaşanacak tutkunun, hazzın, romantizmin can bulması bekleniyor, mevzuyu buradan ele almak konusunda göz kırpıyor ama asla içten içe buralara bir giriş yapılmıyor. Karakterlerin içinde bulunduğu esas olay biraz mecburiyet ve tutunacak bir dal arama mevzusu ama asla bu şekilde yansıtılmıyor konu. Ama ilerleyen sayfalarda sonuç bölümüne yaklaşırken olayı böyle düşünebiliyoruz biraz. Elbette salt sevgi ve aşk unsurunu tamamıyla yok saymamız hata olur, elbette sevgi de var aşk da ama bu kişisel mecburiyetlerle birleşince sevgiyi ikinci plana aktarıyor, aşk ise daha geri planda yer alıyor.

Baş karakterlerden Ömer’in iradesiz ve nereye çekersen oraya giden yapısı, ana karakterin aciz ve kendini kontrol etmeyi bilmeyen yapısını gözler önüne seriyor. Ali, ana karaktere acımadan onun bu hallerini okura sunmaktan kendini alıkoymuyor. Arkadaşlarının her söylediğine göre hareket edebilen ve eşini düşünmeyi hep ihmal eden bu karakter, roman boyunca asla bu hareketinden ders çıkarmıyor ve hata üstüne hatalar yapıyor. Bunları yapanın da kendisi değil, içinde yer alan bir başka faktörün olduğunu dile getiriyor. Macide ise daha zıt bir karakter, daha belirgin, daha net ve irade konusunda daha hassas; aklıyla hareket eden, ölçülü davranan, zıtlıklardan uzak, kurallarından ödün vermeyen bir kadındır.

Romanın bir başka önemli karakteri ise Bedri. Bedri, Macide’nin yıllar evvel Balıkesir’deyken okuduğu okulun öğretmeni ve İstanbul’da Macide’nin hayatına yıllar sonra yine tesadüf edecek. Macide’ye karşı içinde bir şeyler olmasıyla birlikte Ömer’in de yakın arkadaşı durumunda ve bu çifte her zaman yardımcı olmakta ve her durumda yanlarında olmaktadır.

Diğer karakterler arasında ise zıtlıklar fazlasıyla mevcut. Ömer’in zayıf ve evliliği kaldıramayacak iradesiz durumu ile Macide’nin sorumluluk sahibi oluşu, Ömer’in arkadaşlarından Nihat’ın daha iyi bir yaşantıya sahip olmak için her şey mubah fikri, Profesör Hikmet ve İsmet Şerif’in eğlence yaşantısına düşkünlüğü… Tüm bunlar, Macide’nin bu çevredeki yalnızlığını en iyi şekilde ortaya koymak için iyi bir çerçeve oluşturuyor.


Her ne kadar Ömer ve Macide kısa sürede tanışıp arkadaşlık kurup ve yakın zamanda karı-koca rolüne bürünüyor olsa da bireylerin içsel sanrıları ve kişisel yalnızlıkları aslında aşkın öteki bir halini sunuyor bize. Bunu da Sabahattin Ali gibi Türk edebiyatının usta kaleminin esere olan titiz yaklaşımı ve üslubuyla daha iyi idrak ediyoruz. Ömer’in çaresizlikleri ve çırpınışları, Macide’nin fedakarlığı ve sadakati; Türk edebiyatının geçmiş dönem eserlerinin aşkı, en yalın haliyle nasıl anlattığının güzel bir örneği oluyor.



Bunlara ek olarak, Ali’nin her yapıtında bizleri şaşırtmayan sade ve anlaşılır bir dil dokusu var. Okura kendini gösterme çabası içerisine girmeden kendini okutabilen bir yöntem bu. Cümleleri kurgulama ve sıralama şekli, oldukça akıcı ve zengin dili romanı önemli kılan diğer unsurları oluşturuyor.

Kitabın arka kapağında yer alan romana dair şu ipuçları sizi kitabı okumaya çekecek yönde: ‘’İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimizdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…’’

Sabahattin Ali, Türk edebiyat sahnesinin en başarılı yüzlerinden, kaleme almış olduğu her bir yazın biz okurlara güzel tatlar sunuyor. Bunları boş geçmek olmaz, sırayla hepsini beyin kütüphanemize eklemek ve onlardan yararlanmak gerek. İsteriz ki günümüzde artık sanata, sanatçıya, aydına çelme takılmasın ki onlar ardına bakmadan ve hızlarını kesmeden umutla koşabilsinler ileriye. Bu yazıyı yazdığım 2015’in Eylül ayında bile basın çalışanlarına, kitap yazarlarına saldırılar düzenleniyor. Geçmişte yapılan hataların üzerine çizgi çekip, sanatı anlamaya çalıştığımız zaman insanlar özgürlüğü tadacaklardır.

*Sabahattin Ali-İçimizdeki Şeytan Basım Yılı: 2015 Sayfa Sayısı: 268 Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları


Serkan BEYDE
Başka Peron edebiyat dergisi 8.Sayı 2015

Serkan Beyde

Bu yazıyla ilgili fikirlerinizi bana iletebilir ve yazımı sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak daha çok kişi tarafından okunmasını sağlayabilirsiniz.

Hiç yorum yok: