Kuşaklar Arası İlişkide Revizyon: Rival Sons


Kuşak çatışması günümüzde kolayca idrak edilebilen, insanlığın diğer birçok çatışma sebeplerine nazaran mantık doğrultusunda anlam verilebilen en uygun çatışmalardan biri. Baba-oğul, dede-torun, hatta arada büyük yaş farkı olan ağabey-kardeş arasındaki zıt durumlar bunun göstergesidir. Buna akıl sır erdiriyoruz ama peki ya diğer çatışmalar? Onlar ne durumdalar? Şöyle hemen kısa bir şekilde göz atalım.

Günümüzün en büyük sorunsalıymış gibi gösterilen din çatışması. Yıllardan beridir süregelen ve çözümü sorunun başlamasına vesile olan etkenlerden bile daha basit olan bu mevzu birtakım güçler tarafından kullanılan önemli bir malzeme. Özellikle ortadoğudan söz ediyorsak bunu böyle kabul etmek gerek. Zaten kabul etmeyen de kalmamıştır sanırım?! Su sorunu, ırk sorunu, mezhep sorunu, toprak sorunu, kavim sorunu, aile sorunu, kadın-erkek sorunu ve tabi ki kuşaklar arası yaşanan sorunlar...

Bu aynı zamanda bir eski model kafa ile yeni model kafanın içinde yaşadığı toplumsal düzen ve çevreyle ilgili uyumunun mücadelesidir. Birey yetiştiği döneme göre kendini hazırlamıştır ve beklentiler bu yöndedir. Gençliğini 70’li yıllarda yaşamış birine 2000’li yılların genç neslinin alışkanlıklarını kazandıramazsınız kolay kolay. Çünkü dönemin sosyokültürel alışkanlıkları ve aile-kişisel benlik gelişiminin dayattığı hazırlık evresi bireye bunu öngörmüştür. Kolay değişmeye müsait değildir birey. Bir anda start düğmesine basılsa dahi bunun oluşum süreci uzun bir döneme yayılır. Kolay değişmek diye bir şey yoktur. Bu bazen birkaç haftayı, bazen birkaç ayı, bazen ise uzun süren yılları bulur. Kolay ve bir anda değiştiğini kabul eden insan kendini değiştirmek istemekten başka bir şeyin peşinde değildir ve kafasında kendi kendini kandırmak adına senaryolar üretiyordur. Samimiyetten uzak ve kısa bir değişimdir onunkisi.

Konuya dönecek olursak Bacon’ın 17. Yüzyılda yazmış olduğu kuşak çatışmasıyla ilgili bir denemeden alıntıya başvurmak gerekir. Şöyle demiştir: ‘’Gençler akıl yürütmekten çok uygulamaya, kalıplaşmış işlerden çok yeniliklere yatkındırlar. Yaşlılığın verdiği olgunluk, geçmiş deneyimlerle ilgili işlerde yol gösterici olabilir, ama yeni durumlar karşısında insanı şaşırtır. Gençlerin yanılgıları işleri alt üst edebilir. Buna karşılık yaşlıların yanlışları olsa olsa işleri biraz yavaşlatır, verimi biraz düşürür. Gençler altından kalkamayacakları işlere el atarlar; işleri yoluna koyacaklarına daha çok karıştırırlar. Eldeki olanakları ve araçları düşünmeden hemen sonuca gitmek isterler. Rastgele öğrendikleri birkaç ilkeye saçma bir bağlılık gösterir, yenilik yapmaktan çekinmezler. Böylece beklenmedik güçlüklere başvururlar. Yanlışlarını bir kat daha arttıran şey de yanıldıklarını kabule yanaşmayıp ne duran ne giden dik başlı bir ata benzemeleridir. Yaşlılar ise serüvene yanaşmaz, uzun uzun düşünür, danışır, hep eksikler bulurlar. Çabuk cayar, bir işi seyrek olarak sona erdirirler; orta başarılarla yetinirler. Yaşlılarla gençlerden birlikte yararlanmak en yerinde iş olur. Böylece ika çağın karşılıklı üstünlükleri eksikliklerini giderir.’’

Şimdi asıl meselesimizi üzerinde uzunca durarak ifade etmiş olduk. Gelelim bunun bir müzik grubu üzerinden siz okurlara aktarılış şekline. Konumuzu yazının ortasına taşıdık, ifade ettik ve altına imzasını atmak kaldı. Onu da şöyle yapacağız; az evvel 70’li yıllarla 2000’li yılların kağıt üstünde örnek bir ilişkisini kurduk. Anlam vermeye çalıştık her iki kuşakta yaşayan kişilerin dönemsel yapı ve özelliklerine. Fakat şöyle bir durum var, kuşak çatışması her zaman ve her türlü durumda geçerli bir önerme olamayabiliyor. Nasıl mı?

2008 yılında California eyaletinin Long Beach şehrinde 4 kafadar Scott Holiday, Michael Miley, Robin Everhart ve sonradan gruba katılım sağlayan Jay Buchanan tarafından kurulan Rival Sons bu önermeyi altını üstüne getirip çürütmüş durumda. Tipik bir dönem müziği etkilerini bangır bangır hissettirdikleri müzikleriyle 2000’li yıllarda 70’ler sound’undan izler barındıran müzikler yapıyorlar. Ve bunu tribute benzeri bir oluşum yahut dönemsel müzik oluşumu adı altında yapmıyorlar. Yaptıkları müzikte 70’lerden izler bulunmasına karşın günümüzden de izler barındırıyorlar. Tamamıyla eski kafalı da değiller, günümüzün müzik endüstrisinin dayattığı sound’ları da olduğu gibi kopyalamıyorlar da. Eski ile yeni arasında bir köprü kurmuş durumdalar. Şarkılarında dünya düzenine, insanların yaşadığı çatışma sebeplerine bir gönderme yok kesinlikle ama tasarısız bir şekilde başarıyla icra ettikleri müzikleri kuşaklar arası yaşanılan çatışmaya gönderme yapıyor.

Oldukça enerjik ve ritmik öğelere sahip şarkıları. Gitar tonları oldukça temiz ve gerek duygusal ağırlığı bulunan hafif şarkılarda gerekse sert ve hareketli şarkılarda enstruman çalım ve düzenlemeleri üzerinde oldukça fazla çalışılmış. Vokaller ise sizi ikilemde bırakabilir kuşak çatışması durumunun yanıltıcılığıyla ilgili. 70’li yılları hissettiren en önemli unsur vokaller çünkü.

Led Zeppelin başta olmak üzere, 70’lerin etkilerini görebiliyoruz Rival Sons’ın şarkılarında, burası kesin. Fakat o dönem gruplarının kopyası olarak akıllara düşmesin bilakis yeniyle, yeni olan indie tarzı müziklerle de bir benzeşme var. Eski-yeni birleşimini başarılı bir şekilde uygulayan grubun 3 albümü var. Kurulduktan bir yıl sonra yani 2009’da yayınladıkları ilk albüm ‘’Before The Fire’’ grubun kısa zamanda sevilmesine önemli bir katkı sağladı.  Bu albümle 2009’da en çok izlenen gruplar arasında anılmaya başlandı Rival Sons.

3 stüdyo albümlerinde de aynı enerjiyi yakalayan topluluk aynı çizgide müzik yaptı. Bunlardan bir diğeri ise 2011’de yayınlanan grubun ikinci albümü olan ‘’Pressure&Time’’. Bu albümle grup daha fazla sahne ve konserlerle daha çok dinleyiciye ulaşma imkanı buldu. ‘’Pressure&Time’’ aynı yıl içinde Classic Rock dergisi tarafından hazırlanan ‘’Yılın En İyi Albümleri’’ listesinde en iyi ikinci albüm olarak belirlendi. Albümün başarısı bununla da kalmadı, ‘’Pressure&Time’’ Planet Rock radyosu dinleyicileri tarafından ‘’En İyi Albüm’’ seçildi. Müzik medyasınca gelecek vaadeden bir grup olarak yerini sağlamlaştırırken sosyal medya ve youtube gibi kanallarda da iyiden iyiye yayılım göstermeye başlayan grup Judas Priest gibi heavy metal müziğinin kalburüstü grubuyla aynı turneyi paylaştı.  2011 yılında ise ‘’Pressure&Time’’ albümü öncesi grubun kendi adını taşıdığı bir Ep yayınladı.

2012’de yayınlanan üçüncü albümlerine geçecek olursak, ‘’Head Down’’ adını taşıyan bu albüm de yine Classic Rock dergisi tarafından övgü dolu yazılarla karşılandı ve Rival Sons’ın ‘’En İyi Çıkış Yapan Grup’’ seçilmesine katkı sağladı. Ayrıca ‘’2012 Yılının En İyi 40 Albümü’’ listesinde de ikinci albüm olarak lanse edilmesi grubun imajını daha da yukarılara taşıdı. Böylelikle RS kıtada iyiden iyiye yerini sağlamlaştırmaya devam etti. Kısa zamanda yapılan bu işler ve yapılan işlerinin övgüyle bahsedilmesi 2012 yılında Rival Sons’un ‘’Yılın Rock Grubu’’ seçilmesini de geciktirmedi.

2008’den bu yana; teknolojinin ve tekno, club müzik kültürünün cirit attığı bu son yaşadığımız yıllarda 70’lerin ruhunu birebir taklit etmeden dirilten bu grup 3 albümüyle de iyi işler çıkardı bugüne kadar. Eminim ki bundan sonra da kolay kolay yolundan bir sapma olmayacak. İş ki biz ne istediğimizi bilelim, azıcık radarları açık tutup keşfe koyulalım. Rival Sons keşfedilmeyi bekler, keşfedilmişse şayet sıkı takip altına alınmayı.

Yeni başlayacaklar için en fazla dinlenmesini önerebileceğim şarkılarının başında şunlar yer alıyor; ‘’Pressure and Time’’, ‘’On My Way’’, ‘’Tell Me Something’’, ‘’All Over The Road’’, ‘’Only One’’, ‘’Jordan’’, ‘’Face of Light’’, ‘’Memphis Sun’’, ‘’Angel’’. 

Not: Bu yazı Türk müzik yayıncılığı alanında Rival Sons hakkında yazılmış en ayrıntılı yazı(hatta sanırım grupla ilgili kaleme alınan ilk yazı olsa gerek) olma özelliğini taşıması açısından önem taşımaktadır.

Serkan BEYDE
Sufflor.com 2013

Serkan Beyde

Bu yazıyla ilgili fikirlerinizi bana iletebilir ve yazımı sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak daha çok kişi tarafından okunmasını sağlayabilirsiniz.

Hiç yorum yok: