Ketum Röportajı

Ketum İzmir’in medarı iftiharlarından biri. Yıllardır metal piyasasında önemli işler yapıyorlar. Yeni çıkan albümleri ‘’Monetary Chronicles’’, yaptıkları kaliteli müziğin en büyük kanıtı. Grubun vokalisti Ulaş’la ‘’Monetary Chronicles’’ ve İzmir üzerine konuştuk. Slogan olarak kullandıkları ‘’Tam 35 DeathCrust’’un anlamını da fırsat bulmuşken sordum.


Merhaba. İzmir’den çıkan albümlü grupların sayısı günden güne artıyor. Buna siz de ‘’Monetary Chronicles’’ ile dahil oldunuz. Albümün tarzı daha çok grindcore’a yatkın olmakla birlikte hardcore ve punk etkileri de bir hayli mevcut. Albümün hazırlanma aşamasından biraz bahsedebilir misiniz?
- Albümdeki parçaların bir kısmı 2003 - 2006 senesi dönemindeki demo parçalarının 2007 versiyonları. Büyük kısmı da yeni ve daha fazla crustcore ve grindcore elementleri içeren parçalar. Bunların hepsini kayıt öncesi ve kayıt süresince geliştirerek iyi bir ürün elde etmek için çaba gösterdik diyebilirim, sonuçta biz arzuladığımız çiğ ve oldschool tadı aldık.

‘’Monetary Chronicles’’ ne gibi özellikler taşıyor, kendi kategorisi içerisinde yer alan diğer albümlerden farkları neler?
- Bunu hem müziksel hem de dilsel anlamda ayrı ayrı yanıtlayabilirim.. Müziksel olarak kayıttan sonra bu tarza hakim bir arkadaşımızın dediğine göre; türünde Türkiye'de çıkan ilk albüm. Ama tarzına ne dersek, aslında zor bir soru.. Net bir tür hedefi koymamamıza rağmen punk-hardcore ve grindcore gibi ritm ve slogan ağırlıklı tarzları yapmaya daha yatkın olduğumuzu biliyorum. Bu nedenle çıkacak şey, bunların bir karışımı oldu haliyle ve özellikle crustpunk ve grindcore altyapılı parçalar oluştu. Tabi hardcore ve deathmetal etkileri de çoğu kez kendini gösterdi ister istemez... Dilsel olarak ise özellikle Türkçe parçalar yapma isteği iyice ağır bastı son dönemde. Türkçe’nin extrem tarzlarda kullanımının daha uygun olduğunu fark ettim, bu yüzden albümde 7 parça Türkçe. Hatta ikinci albümün tamamını Türkçe yapmayı planlamaktayız.. Ama ekstrem formda tabii..

Bu saydığın tarzlarda anadilinde müzik yapan grup sayısı çok az dünyada. Bu geleneği bozmak için en azından Türkiye bazında ele alırsak, sizin yaptığınız güzel bir şey...
- Türkiye'de ki grupların bir yurtdışı hedefi var. Tabi doğal olarak, hepsi haklılar bu konuda; burada müziklerine yeterli takdir ve değerin verilmediği konusunda.. Buna ben de katılıyorum, fakat ben yurtdışında takdir edilmenin veya kitle oluşturup satmanın kuralının mutlaka İngilizce yapmak olduğuna da pek inanmıyorum.. Belki de yaptığımız tarzın avantajı da mutlaka İngilizce aramaması dinleyicilerin. Mesela benim severek dinlediğim birçok grindcore-crus ve punk grubu kendi dillerinde müzik yapıyor. İsveççe, İspanyolca, Almanca… Ve tüm dünyada sevenleri var, albümleri satılıyor, konserleri oluyor, neden Türkçe grindcore yapan bir grup Avrupa’da konser vermesin, yada albüm satmasın... Ama bu dil meselesi belki de daha klasik tarzlar için, heavy metal-thrash vs.. dezavantaj olabilir. Biz iyi bir adım attığımıza inanıyoruz.

Albümdeki şarkılar oldukça doyurucu. Intro’yla birlikte 18 şarkı var albümde. Niçin 18 tane şarkıya sadece bir albümde yer verdiniz? Oysa iki albüm çıkabilirdi bu kadar şarkıyla.
- Yanıt basit. Parçalarımız kısa, ortalama 2 dakika. Öyle destansı şeyler değil. (gülüyor)

Mode XL adlı hip-hop grubuyla birlikte seslendirdiğiniz ‘’Parazit’’ şarkısı dikkatimi çekti. ‘’Parazit’’de bir araya gelme fikri kimden çıktı?
- Benden. Kayıt yaptığımız stüdyonun ortaklarından biri olan Yasin (Mode XL) ve partneri Evren'in müzikal olarak bize o kadar da uzak olmadıklarını gördüm. Bana kalırsa onlarda kendi tarzlarının ekstremi. ‘Serbest stil’ adını verdikleri tarzda bir bölüm kaydettiler parçaya, bence hoş oldu. Zaten Yasin aynı şekilde Self Torture’un albümünde de yer almıştı.. Parazit ise bu fikrin vücut bulabileceği en uygun parçaydı bizce, çoğu insan beğendi..

Değişik bir çalışma olmuş bence de, tebrikler.
- Yeni albümde yeni açılımlar da yapabiliriz.. Popülist şeyler olmayacağı konusunda garanti verebilirim ama..

Grindcore, hardcore, punk gibi müzik türlerinin politik yanlarını ‘’Monetary Chronicles’’de de görüyoruz. Sizin bu konudaki net tavrınız nedir?
- Bu konudaki net tavrımız şu; rahatsızlıklarımızı anlatacak şeyler yazmak.. Haliyle bu her şey olabilir, yani mutlaka politik olması gerekmez; insani şeyler olabilir, içsel nefret olabilir, umut olabilir, umutsuzluk olabilir, iplerimizi elinde tutanlar olabilir, koyunlaşmış kitleler olabilir, kısacası anlatacak bir iki lafı olan parçalar yapmaya çalışıyoruz.. Net olarak durum bu, konular değişse de anlatımda her zaman bir fikir olmalı diye düşünmekteyim.

Peki ya politik anlamdaki rahatsızlıklarınız neler?
- Zor soru.. Koyun gibi güdülen kitleler, medyanın bu kitleler üzerindeki çoban rolü, sözde demokrasi havarileri, tatlı su entelleri, kendine aydın süsü veren utanmazlar, hortumcular ve gizli ajandası olan herkes; her türlü takiye sahibi olanlar, herkes bilir… Benim adıma rahatsızlık kaynağı bunlar..

Türkiye’de sizinle aynı müzik tarzına sahip tek tük grup var. Piyasanın bu halinden ötürü endişeleriniz oldu mu hiç?
- Umarım sayısı artar, haliyle kitlemiz de artmış olur bununla beraber. Ama eminim ki yapacak olanlar, yapanlar, bunu yüreğiyle yapıyor, sadece müzik aşkıyla. Tabi biz de.. Bu yüzden endişelenmiyorum, umutluyum hatta, genç dinleyici kesiminde olumlu bir artış var. 16-20 yaş aralığından çok ümitliyim açıkçası, hatta kendi oğlumdan.. Kendisi 4 yaşında ama şimdiden Ramones, Bad Religion gibi grupları seviyor. Ama Napalm Death’e pek prim vermedi mesela. (gülüyor)

Herhalde üç beş sene sonra Napalm Death'i de benimser..
- Umarım. Sıkıysa benimsemesin! (gülüyor)

İzmir’de herhalde baya sağlam bir dinleyici kitleniz vardır. İzmir dinleyicisini nasıl buluyorsunuz?
- Fazla yok. Üzgünüm ama kendi şehrimizde pek tanındığımızı söyleyemem. Zamanla burada da sevenimiz, arkadaşımız artacaktır. İzmir seyircisi iyi organizasyonlara yüksek rakamlarla katılıyor. Ama bir ara organizasyon enflasyonu oldu ve haliyle kitle de bölündü, seyirci azaldı. Bu sebeple diyorum ki; az ama öz organizasyon... Mesela Bursa’da epey sevenimiz olduğunu söyleyebilirim..

İzmirli grupların, daha doğrusu İzmirli bir grup olmanın sizce artı ve eksileri neler olur?
- İzmirli yada İzmir’de olmanın avantajı, prova çalışma imkanlarının çok olması. Mesela Trabzonlu gençlerle Summer Rocks’ta konuştuk; stüdyo bile yokmuş yakın zamana kadar. Bu açıdan büyük şehrin avantajları var.. Bence herhangi bir eksisi yok İzmir’in, İzmir’i seviyoruz..

Summer Rocks’ı izlemeye gidememiştim ama festivaldeki performansınızın videosunu izledim. Orada, afişinizde bir yazı vardı; ‘’TAM 35 DEATHCRUST’’. Bunu slogan olarak kullanıyorsunuz anladığım kadarıyla..
- İzmirli misin?

İzmir'de yaşıyorum ama İzmir'li değilim.
- Çok fanatik olmasak da grup elemanlarının hepsi Göztepeli. Bir espri olarak başlasa da; daha sonra İzmir sevgisini perçinleyecek bir slogan olarak, ‘’Tam 35 DeathCrust’’ olayına girdik.. Yani Ketum denilince İzmir akıllara gelsin; biraz da şu an acınacak haldeki Göztepe S.K...

Tam ona değinecektim ben de. Hatta hazırda olan şöyle bir sorum vardı; ‘’Niçin Tam 35’i vurgulamak istiyorsunuz? Karşıyaka-Göztepe rekabetinden ötürü mü?’’. Hazır laf futboldan açılmışken; futbolla aranız nasıl?
- Rekabeti vurgulamak değil, Göztepe’ye olan sevgimizi vurgulamak.. Ben İstanbul takımı tutmam, Anadolu futbolunu desteklerim hep.. Hatta o kadarki; ezeli rakip Karşıyaka, bir İstanbul takımıyla maç yapsa; Karşıyaka diye bağırırım.. Kimse kusura bakmasın.. Bu yüzden şu an futbolu, daha doğrusu popüler futbolu çok takip etmiyorum.. Fanatik değiliz, tüm grup adına diyorum ama Taner hariç ilgiliyiz..

Takip ettiğiniz gruplar ve müzik tarzları neler?
- Benim daha ziyade hardcore, punk, deathmetal, grindcore grupları.. İsim verirsek çıkamayız işin içinden. Ayrıca son dönemde neo-crust tarzında gruplara bayılıyorum. İsveç crustcore hatta.. Taner benimle aynı tarz zevkine yakın; Göksel daha çok deathgrind, goregrind ve grindcore; Bülent ise oldschool, thrash ve deathmetal tercih eder..

İleriki zamanlar için ne gibi planlarınız var?
- Daha önce de dediğim gibi; ikinci albüm, yurtiçinde daha çok noktada çalmak ve hatta yurtdışı konserleri.. Bağlantılar çalışıyor, yakında duyarsınız. Planlar bunlar üzerine..

Teşekkürler, umarım tekrar görüşme fırsatımız olur. Umarım Ketum’un ismini çok daha büyük işlerde de görürüz. Görüşmek üzere, hoşça kal..
- Ben teşekkür ederim.. İletmek istediğim tek şey; underground’un yada Türkçe deyimiyle yeraltı kültürünün desteklenmesi, albümlerin talep edilmesi, konser salonlarının dolması...

Serkan BEYDE
Şehir Rock internet dergisi 2007

Serkan Beyde

Bu yazıyla ilgili fikirlerinizi bana iletebilir ve yazımı sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak daha çok kişi tarafından okunmasını sağlayabilirsiniz.

Hiç yorum yok: